Son dönemde artan jeopolitik gerilimlerin ortasında, Ankara’nın ABD ile İran arasındaki olası bir nükleer krizin önlenmesindeki kritik arabuluculuk rolü, uluslararası diplomasinin odak noktası haline geldi. Türkiye, Washington ve Tahran arasında giderek derinleşen güvensizlik ve iletişim eksikliği ortamında, taraflar arasında köprü kurarak tansiyonu düşürme ve diplomatik bir çözüm arayışını canlandırma misyonunu üstlendi. Bu yoğun diplomatik trafik, Ankara’nın ABD ve İran arasındaki buzları eritme çabasının sadece bir “son çare” olup olmadığını değil, aynı zamanda bölgede barış ve istikrara yönelik temel bir adımı temsil edip etmediğini gündeme getiriyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları ve üst düzey ziyaretlerle örülü bir süreçte, hem ABD’li hem de İranlı yetkililerle yoğun temaslar kurarak diplomatik kanalları aktif tutmaya çalışıyor. Bu çabalar, nükleer program gerilimi başta olmak üzere, Orta Doğu’daki pek çok sorunun çözümünde Ankara’yı vazgeçilmez bir aktör konumuna taşıyor. Türkiye’nin bu karmaşık denklemdeki rolü, sadece bir arabuluculuk girişimi olmanın ötesinde, iki büyük güç arasındaki diyalogun yeniden tesisi için atılan belki de en somut ve umut vadeden adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Ankara’nın Neden Orta Yol Arayışı?
Washington ve Tahran arasındaki ilişkiler, özellikle 2018’de ABD’nin Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve ardından uyguladığı “maksimum baskı” politikasıyla gerilimli bir döneme girdi. İran’ın uranyum zenginleştirme seviyelerini anlaşma limitlerinin üzerine çıkarması ve bölgesel vekiller aracılığıyla artan nüfuzu, tansiyonu daha da yükseltti. Türkiye, hem ABD ile stratejik müttefiklik ilişkileri hem de İran ile uzun sınır hattı ve tarihsel bağları nedeniyle bu gerilimin bölgeye yayılmasından endişe duyan bir ülke olarak, diplomatik çözüm arayışında doğal bir konumda bulunuyor.
- Bölgesel İstikrar: ABD-İran geriliminin tırmanması, Irak, Suriye ve Yemen gibi bölgelerde çatışmaların yayılma riskini artırıyor. Türkiye, komşu ülkelerdeki istikrarsızlığın kendi güvenliğine doğrudan yansımalarının bilinciyle hareket ediyor.
- Ekonomik Etkiler: Bölgesel gerilimler, enerji fiyatları ve ticaret yolları üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ankara, ekonomik çıkarlarını korumak adına diyalog ve istikrarı teşvik ediyor.
- Güvenilir Ortak Konumu: Türkiye, hem Batı dünyası hem de İslam coğrafyasıyla güçlü bağlara sahip nadir ülkelerden biri. Bu durum, Ankara’ya her iki tarafla da güvene dayalı diyalog kurma yeteneği kazandırıyor.
Diplomatik Trafiğin Detayları: Kimler Kimlerle Görüştü?
Ankara’nın diplomatik girişimleri, son haftalarda yoğunlaşan üst düzey görüşmelerle dikkat çekiyor:
- New York’taki Yoğun Temaslar: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Ayrıca ABD Başkanı Joe Biden ile de “ayaküstü” bir sohbet yaptı. Bu görüşmelerde, ABD-İran ilişkileri ve bölgesel konuların ele alındığı biliniyor.
- Washington Ziyareti: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile kapsamlı görüşmelerde bulundu. Bu toplantıların ana gündem maddelerinden biri, İran ile nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesiydi. Zira, daha önce İran özel temsilcisi olarak görev yapan Robert Malley’in görevinin askıya alınması, ABD’nin İran diplomasisindeki boşluğu derinleştirmişti.
- Tahran Ziyareti: Bakan Fidan, Washington temaslarının ardından Tahran’a geçerek İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti ile görüştü. Bu görüşmeler, Türkiye’nin arabuluculuk çabalarının iki yönlü bir strateji izlediğini gösteriyor.
Türkiye’nin Arabuluculuktaki Avantajları Neler?
Türkiye’nin bu hassas arabuluculuk görevinde bazı benzersiz avantajları bulunuyor:
- Stratejik Konum: Türkiye, hem Avrupa hem de Orta Doğu ve Kafkasya’nın kesişim noktasında yer alıyor. Bu coğrafi konum, Ankara’ya bölgesel gelişmeler üzerinde doğal bir etki alanı sağlıyor.
- Diyalog Kanalları: Türkiye, hem ABD hem de İran ile güçlü diplomasi kanallarını sürdürebilen nadir ülkelerden. Tarafların birbirine doğrudan güvenmediği durumlarda, Ankara bu diyaloğu kolaylaştırabilir.
- Önceki Tecrübeler: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve eski MİT Başkanı İbrahim Kalın döneminde de benzer arabuluculuk çabaları olmuştu. Bu tecrübeler, Türkiye’nin konuya olan hakimiyetini artırıyor.
- “Stratejik Sabır”: Türkiye’nin hem bölgesel hem de uluslararası politikalarında benimsediği “stratejik sabır” yaklaşımı, uzun soluklu ve zorlu diplomasi süreçlerinde başarı şansını artırıyor.
Ankara, ABD ve İran Arasında Son Çare mi?
Ankara, ABD ve İran arasındaki gerilimi düşürme çabalarında tek ve mutlak “son çare” olmasa da, mevcut diplomatik arenada en aktif ve en umut vadeden arabuluculuk kanallarından birini temsil etmektedir. Tarafların doğrudan diyalog kurmaktan kaçındığı bir ortamda, Türkiye’nin tarafsız ve güvenilir bir arabulucu olarak sunduğu platform, diplomatik çözüm arayışları için hayati bir önem taşımaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin çabaları, mevcut durumda ortaya çıkan en kritik ve sonuç alma potansiyeli en yüksek diplomatik girişimlerden biri olarak kabul edilmelidir.
